Alo! Facebook'tan Arıyorum...

Dünyada ve Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren Rocco ve Turkcell, Facebook’ta cep telefonu üzerinden iletişimi başlattı. Rocco Sıkısakız için Turkcell altyapısı ile hazırlanan “Facebook’tan cep telefonu ile arama yapma servisi”ne sadece telefon numaranızı vererek dahil olabiliyorsunuz. Linke tıklayıp http://www.facebook.com/roccoloji kaydınızı tamamladıktan sonra uygulamaya kayıt olan herkesle Rocco’nun hediye ettiği 30 dakikayı kullanarak konuşabiliyorsunuz. Nasıl mı? İşte videosu...

Üyelerin telefon numaraları görünmediği için hem eğlenceli hem de çok güvenli olan Rocconnect Tıkla Konuş ile bedava konuşmak için Turkcell abonesi olmanız ve bir Facebook hesabınızın olması yeterli.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

16.11.11

KİMBİLİR ?...

Memleketimin tarihsel ve doğa yönüyle,özellikle Akdeniz ülkeleri arasında en önde gelen yörelerdendir.Lakin Dünya kültür ve uygarlığın gelişmesinde çok büyük katkısı olan bu tarihi yerlerimizi,anıtlarımızı yeterince koruduğumuz söylenemez.


Çevre kalitesini olumsuz yönde etkileyen unsurların bir kısmının oluşumunda turizm haraketininde payı vardır.Çıkarcı yaklaşım çevrenin tahribatını daha fazla artırır.


Memleketimde;Turuva,Bergama,Efes,Perge,Side gibi tarihi kentlerimiz mevcut. Biz bu tarihi ve doğa harikası olan yerleri turizm yaparak tanıtıyoruz ve para kazanıyoruz. Peki ya kaoruyabiliyor muyuz? İlk soru bu olmalıdır.


Turizmin devamlılığını ve dövizin ülkeye girmesini iki sebep sağlar;
- Uygun fiyat
- Çevre Kalitesi (görülecek yer yoksa,görecek kimsede yok)


Çevre kalitesini olumsuz yönde etkileyen bazı faktörler vardır ki; turizmin demirbaşı dediğimiz oteller,bu otellerin yapılması için yakılan ormanlar,otel inşaatı sonrası yol kenarına bırakılan molozlar sadece birkaç örneği temsil eder.


Kapodokyayı kurtarma haraketi!!! Böyle bir haraket mevcut.Son yıllarda bu doğa harikası kent,Uluslararası platformlarda konuşulmaya başlandı. Kapadokyayı kurtarmak!!!


Turizmin kısmende olsa(!) çevre katili olmasına başka örneklerde verebiliriz tabi ki. ''Pamukkale'' son yıllarda giden varsa,artık o travertenlerin suyu çeşmeden akıtılıyor,bir vana yardımıyla.


Muğla yöresinde ki otellerin ve tesislerin elektirik ihtiyacını karşılamak için, ''Yatağan'' bölgesinde bulunan antik kent ''Stratanika'' artık yok. yerinde Termik Santraller esiyor.


İnsan tabi ki bunları engellemek istiyor.Kişisel çabayla çok çok çok zor. Bu çevre kirliliğini artıran faktörlerin karşısında bazı guruplar var tabi. ''Greenpeace'' en çok bildiğimiz.


3 yıl önceki gazete haberinde şöyle demek istiyordu eski milli futbolcu Hasan Şaş. Mersin kumsalında ki bu Kaplumbağlarda ne olaki,oraya otel dikilmeli. Kaç kişiye istihdam sağlanır, ülkeye döviz girer diyor ''deyyus''. İnsan zihniyetin parayla paralen aynı yöne haraketinden doğan sancıları çekiyor. İdrak edemiyor arkadaş neyin ne olduğunu. Görülecek yer yoksa,görecek kimsede yok.


Tamam turizmden anlamayan vatandaşlar olabilir,bazı turizm hocalarıda turizmden anlamayabilir. Lakin turizmden anlamayan turizm bakanımız olduğu sürece memleketimin deyyusları ne dese az. Efesi yıkıp otel yap.


Çevreyi korumak için çıkarılan kanunlar 1983'den beri var. titizlikle yazılmış,okunaklı hatta noktalama işaretlerinde tek bir yanlış bile yok.Lakin uygulamadan eser yok.


Sağ elinde kılıç,sol elinde adaletin sembolü teraziyi tutan bayan arkadaşa buradan seslenmek istiyorum. Belkide gözün kapalı diye binlerce kez tecavüze uradın. Kimbilir.?




                                                                                Murat Akpınar

18.8.11

Vatan Barışla Kutsanacak-Ece Citelbeg


“Vatan sağ olacağı” için değil, yok yere öldüklerini anlamanız için daha kaç ölüm gerek? Ölümün olduğu yerde hiçbir toprak parçasının sağ olamayacağını anlamanız için, ne kadar daha kan sulamalı kutsal bildiğiniz toprakları?
Bir bardak çaya beş lira ödediğiniz lüks kafelerde otururken, elinizden düşürmediğiniz bilekberileriniz, ayfonlarınızla muhtemelen ana akım medyanın internet sitelerden takip ettiğiniz ülke gündemine bol küfürlü nefret sözleri sarfederken siz; biz hangi barıştan söz edebiliriz artık?
 
Bir Kürt’e mesela, aslı astarı olmayan öğretilerle asimile olmuş Türk gözüyle bakmayı, yoldan geçen kara kara (!) insanları başka gezegenden gelmiş yaratıklar gibi görmeyi bırakmadığınız sürece siz; barış umudunu ısrarla içimizde taşıyabilir miyiz biz?
Siz, sağ olacaksa vatanın değil gençlerin sağ olması gerektiğini hâlâ anlamayanlar; birileri ölse de vatan, bayrak edebiyatı parçalasak diye bekliyor ve bundan zevk alıyor gibisiniz. O topraklarda “aslında” neler oluyor gerçekten merak etmediğiniz, “toplu mezarlar varmış, neyin nesidir acaba” demediğiniz sürece, manasız bir savaşı sürdürmekte ısrar edeceksiniz.


Gençler ölmesin istiyorsanız, bunu kalpten istiyorsanız, 19. Yüzyıldan kalma milliyetçi histerileri bir kenara bırakınız, sükûnetle ve kalbinizle düşününüz. İllaki bir şeyleri kutsayacaksanız, yaşamı kutsayınız, ölümü değil, ki yarının güzlliğine inanalım. Anlayınız artık; şehitler de ölür ve gencecik bir adamın ölümü asla kutsanacak bir şey değildir. Ölümler ancak acı çoğaltır ve hiçbir kutsal anlamlandıramaz artık ölümlerle eksilmiş hayatı.
 
Siz, çok sanal mesajlar veriyorken arkadaşlarınıza, savaşın nasıl bir bok olduğundan bihaberken aslında, diliniz barış sözcükleri yerine nefret sözcükleri kuşanıyorken anlayınız ki, Kürt ve Türk gençleri birbirini öldürmeyi bıraktığında içi dolacak “vatan” kelimesinin, başka türlü değil. Kimler “bilmemne çocuğu” bilmem ama, gelecekte bu savaş çığlıklarının hesabını hayat sizden, annenizden, babanızdan ve dahi çocuklarınızda soracaktır, biliniz.
 
“Ramazan’dan sonra operasyon var” diyen sağduyu fakiri Başbakan’a değil, “Bir çiçeğin bitmesi için tohum gerekli. Bizim pis içimize, böyle bir tohumu kim koydu? Bu tohum niçin iyilik ve namusla beslenip çiçek açmasın? Ve kanla pislik istesin?” diyen, vatansızlık onuruna erişmiş Zorba’ya kulak veriniz.
 
Bir düşününüz, “vatan sağ olsun” diyen hangi ana babanın hayatı evladını kaybettikten sonra daha yaşanılır oldu? Hangi anne baba, “oğlumuz öldü ama bizi ve yaşadığımız yeri korumak için öldü” dedi? Siz hiç tanımadığınız bir genç adam için bir kez “vatan sağolsun, şehitler ölmez” dediniz, o ana babalar bir ömür yiten evlatlarına ağladı. Savaş, ana babaların gözyaşından daha mı kutsal dersiniz?
Henüz geç olmadan barış çiçekleri açsın içinizde, kana kan intikam yeminleri filizlenmesin. Savaş en kolayı, gelin barışa dönelim yüzlerimizi.

21.7.11

Oysa Bir Türk ... Oysa Bir Kürt ... Tek Irk ''İnsan''


Vatan gazetesi yazarı Mutlu Tönbekici'den hiç yazılmayan cümlelerle bir Türk Kürt analizi
Diyarbakır'da 13 askerin şehit olduğu saldırı, DTK'nın özerk ilanı, Aynur Doğan'a protesto gibi sıcak konuların gündemden eksilemediği bugünlerde Vatan gazetesi yazarı Mutlu Tönbekici farklı bir yazı kaleme aldı.  "Kendi cerahetinde boğulan bir millet" başlıklı yazıda yıllardır yapılan hataları hiç yazılmamış cümlelerle dile getirdi.
Yok öyle haybeden gerçek üstü "teröre lanet"ler, "barış istiyoruz"lar "akan kanlar" dursunlar...

ŞU REZİL HALİMİZE BAKIN

Barış hak edenindir. Hiçbirimiz barışı hak etmiyoruz. Kürdü de hak etmiyor, Türkü de. Şu halimize bakın! Şu rezil halimize bakın! 

Her tarafımızdan kin, nefret, öfke ve kan akıyor.
Hepimiz irin içindeyiz! Kendi cerahatinde boğulan millet olarak tarihe geçeceğiz.
Hiç öyle ak sütten çıkma ak kaşık numaraları yapma bakalım!
Masum değilsin. İyi bak! Ellerin kan içinde.
Şehit askerlerimize bir kurşun da sen attın.
Sen de kendi gerillanı kendin öldürdün.

SEN TÜRK!

Sen Türk! Öğrendin mi bu ülkenin gerçek tarihini? Öğrenmedin. Zahmet bile etmedin. Facebook'lardaki zırva zırva goy goy yazılarını okudun durdun da eline bir kitap alıp okumadın. Gizli saklı falan değil. Ne olmuş 1925'te, 1934'de, 1960'ta 1980'de.. Öğrendin mi? Yazıyor kitaplarda. Al Hasan Cemal'in "Kürtler" kitabını oku mesela. İlk elli sayfayı okuman bile yeter. Neden bu insanlar kendilerini de eriten, bitiren, yok eden bir kin, nefret ve öfke içinde anlaman için evet ilk 50 sayfa bile yeter.
"Assimilasyon devlet politikasıydı, Türk halkının suçu ne?" de diyemezsin.
Hiç bir devlet politikası, çoğunluğun desteğini almadan yürümez.
Devlet suçlu kere suçludur. Evet ama sor bakalım kendine. Sen ne yaptın? Veya sen ne yapmadın?
Bırak devleti, bırak PKK'yı. Al birini vur ötekine... Sen kendinden söz et önce!
Söyle bana ne zaman kendine tanıdığın hakların hepsini başkalarına da tanıdın?
Ne zaman bu ülkenin tüm halklarını kendinle eşit gördün?

NE ZAMAN TÜRK KİBİRİNİ BİR KENARA BIRAKTIN

Ne zaman içi boş Türk kibrini bir kenara bırakıp "ama biz onlara her şeyi verdik, daha ne istiyorlar" demeyi kestin? Yol, su, elektrik, okul, hastane hepimizin eşit hakkıyken "biz", "verdik" "daha ne?" demenin ayıptan öte, efendilik taslamak olduğunu, düpedüz suç olduğunu, verenin de sen değil asli görevi ZATEN bu olan devletin verdiğini ne zaman aklına getirdin?
Devlet "Kürt diye bir şey yoktur, karda yürürken çıkardıkları kart kurt seslerinden dolayı onlara öyle denir" dediği zamanlarda "hadi oradan" diyebildin mi? Yoksa sen de benim gibi derste kalmayı göze alamayıp "Atatürk İnkılâpları" adı altında okutulan Beyin Yıkama Yağlama 101 sınavında bu aşağılık cümleyi mi yazdın?
Bırak benim de Kürt komşum vardı, Kürt arkadaşım vardı, gül gibi geçiniyorduk numaralarını.

FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER

1993-1997 arasında devlet politikası olarak işlenen binlerce faili meçhul cinayetin ne zaman hesabını sordun? Toplu mezarlar, asit kuyularına atılmış cesetler ortaya çıktığında ne zaman "ne oluyor yahu? Yeter ama! Hesabı verilsin" dedin? Sokaklara döküldün?
Aynur empati kursaymış keşke.. Çoban Ceylan havan topuyla 345 parçaya bölündüğünde senin empatin neredeydi? 12 yaşında Uğur Kaymaz terörist diye 22 yerinden kurşunlanırken sen ne yaptın?
Bunları yazan gazeteleri "bölücü propaganda" demeyip ne zaman dikkatle okudun?

KIRO, KEKO LAFLARIYLA KÜÇÜMSEDİN

Köyleri boşaltılıp yakılırken kılın neden kıpırdamadı da yersiz yurtsuz kalan bu insanlar burnunun dibine gelince pek bir tuhaf oldun? İnşaattı, çöpçülüktü en pis işlerini verdin de Kürtçe şarkı söylediklerinde sinir oldun. Kıro, keko laflarını küçümsemek için kullandın. Bilmedin bile bunlar Kürtçe kardeş, oğul manasındır.
Almanya'larda, Batı Trakyalarda, İsviçrelerde Türkler ana dillerinde eğitim görebildikleri için pek memnun kaldın, İsviçre "camiye tamam ama minareye hayır" dediğinde hop oturup kalktın, Gazze Filistin Bosna maşallah her yere yetiştin de "bu çocuklar hiç bir şey öğrenemiyor, bari ilk üç sınıf Kürtçe olsun" diyecek olduklarında niye yağmur gibi yağdın, şimşek gibi çaktın?

AÇIK AÇIK HEDEF GÖSTERİLİRKEN SES ÇIKARDIN MI?

Şimdi bakkal amcanın bile dediklerini 10 yıl önce "Kürt Raporu" diye sunanları, İnsan Hakları Derneklerini, terör bölgelerinde savaşmış askerlerle röportaj yapanları türlü türlü iftiralarla AB maşası, Soros çocuğu, vatan haini ilan edip açık açık hedef gösterirken birileri sesini çıkardın mı? Yoksa gidip gidip "en güvenilir köşeci" anketlerinde onları ismini mi zikrettin?
Bir başka kankagil, İzmir'de bir grup insan BDP konvoyunu taşladıktan sonra "Ahmet Türk'ün villası da Çeşme'de, bakkalın hemen iki yanındaki pembe panjurlu beyaz ev. Hani şu sizin paranızın yetip de oturamayacağınız o süper lüks ev..." diye ağzından provokasyon damlaya damlaya adresini verdiğinde, tepkin ne oldu?
Hiiiç... Değil mi? Hatta koştura koştura imza gününe gittin.
Her şeyi bıraktım zorunlu hizmetteki doktorlar, askerler dışında bir kere bile Van'a, Batman'a, Kızıltepe'ye, Bingöl'e, Siirt'e gittin mi?
Tek bir karışını bile vermem dediğin topraklarını tanıdın mı? Bir nasılsın demeyi öğrendin mi? Hor görmeyi, hakir görmeyi bıraktın mı?

SEN KÜRT!

Sen Kürt! Devletten beter PKK'ya daha ne kadar biat edeceksin? Kanını canını sömüren bu düzene daha ne kadar doğrudur diyeceksin? Daha ne kadar tek bildiğin kan revan olacak! TECE'ye vergi vermem demeye daha ne kadar devam edeceksin? Oğlunu kızını daha ne kadar feda edeceksin? Görmüyor musun Türkiye değişiyor! Görmüyor musun bu ülke artık susmuyor, görüyor, gördürmeye çalışıyor gerçekleri! Daha ne kadar kendi akil adamlarını susturacaksın, ölümle tehdit edeceksin? Daha ne kadar akan kan senin de kanındır, attığın bombalar kendi halkına attığın bombalardır, kırdığın döktüğün dükkanlar, meydanlar senin meydanlarındır bilmeyeceksin? Daha ne kadar bu ülkenin "yabancısı", "uzağı" "düşmanı" "uyuşturucu kaçakçısı" "insan taciri" "mafya babası" "ölüm makinesi" "teröristi" olacaksın? Sen hak ediyor musun barışı? Sen kendi iç karanlık gerçeğinle yüzleşiyor musun? Sen kimliğinle barışık mısın da bizim seninle barışık olmamızı istiyorsun? Sen bu ülkeye gerçek manada sahip çıkıyor musun? Kürt'ten önce insan olabiliyor musun? Birey olabiliyor musun? Çoluğunun çocuğunun insanca geleceği ne zaman Kürtlüğünden önde gelecek? Türkün milliyetçiliği seni bu kadar tarumar etmişken "bu sefer de sıra bizde, sıra  Kürt milliyetçiliğinde" demek zorunda mısın? Aynı karanlık dehlizlerden geçmek zorunda mısın? Taş atan çocuklarından, gerillandan, töre cinayetinden ve ağıtından başka bu dünyaya sunacağın bir şeyler olmayacak mı? Eşitimsen neden dengim de olmuyorsun?

SIRRI SÜREYYA SEN DE SUÇLUSUN

Ve sen Sırrı Süreyya Önder! Sen de suçlusun! Ben sana güvendim, sana oy verdim. Partine değil, sana verdim. Bağımsız olabilme ihtimaline verdim. Öyle PKK baskısıyla, mahalle baskısıyla, falan değil. Kendi irademle. Ben ve benim gibi insanlara borcun var. Ben sana kriz yarat, işi daha da berbat et diye vermedim oyumu. Çöz diye verdim. Tanrı değilsin, peygamber değilsin, mucize beklemek olmaz ama dışarıda gezesin, mızmızlık yapasın diye vermedim. Ama parti, ama grup... İlgilendirmiyor beni. Mecliste çıngar çıkarmak yerine adam gibi laf eden biri olsun diye seçtim seni. Ve orada görmek istiyorum yüzünü, Radikal köşelerinde değil

27.3.11

Rüştü Onur Üstadı Andım Bu Gece ...

Ben Ölsem Be Anacığım, Nem Var Ki Sana Kalacak... Ceketimi Kasap Alacak, Pardösömü Bakkal Borcuma Mahsuben... Ya Aşklarım, Ya Şiirlerim Ne Olacak... Ya Sen Ele Güne Karşı Nasıl Bakacaksın... İnsan Yüzüne Hülasa Anacığım... Ne Ambarda Darım, Ne Evde Karım Var...Çıplak Doğurdun Beni, Çıplak Gideceğim....

3.3.11

Şahsına...

Neden Peşimden Geliyorsun Diye Sorma...
Seni Takip Etmemin,
Senin Sevdiğin Şarkıları Ezbere Bilmemin Nedenini Sorma Bana...
Cevap Veremem Bu Sorulara....
Konuşma Benimle Konuştuklarını Başkalarıyla...
...Kimse Duymasın Bizi...
Kekelerim,Saçmalarım Bakma Bana Öyle...
Elimde Değil...
Koşulum Yok,Şartım Yok Teslim Oldum Sana Silahsız...
Vurma Beni....

                                                                                                                 Murat AKPINAR...

23.2.11

.... Bukowski

lanet olsun, anlamıyor musun? Dedim editöre, alışveriş merkezlerini sevmiyorum! Alışveriş merkezlerinde olmaktan hoşlanmam! Orada oturup mermer fıskiyeyi seyredersin. Bir karınca geçer, ya da bir tür böcek can çekişmektedir önünde, bir kanadı hareketli diğeri hareketsiz. Yabancısındır. İki-üç kişi sana buz gibi bakar. Sonra garson gelir nihayet. Kirli külotunu bile koklatmaz sana, ama kazulet karının tekidir ve bunun farkında bile değildir. İstemeye istemeye siporişini alır. Bir kola. Sıcak ve bükülmüş bir kağıt bardakta getirir kolayı. Canın kola filan çekmiyordur aslında. İçersin. Böcek hala can çekişmektedir. Otobüs hala gelmemiştir. Mermer fıskiye toz kaplıdır. Herşey yapaydır, anlıyor musun? Tezgaha gidip bir paket sigara almak istersen biri gelene kadar beş dakika geçer. Oradan çıktığında dokuz kez tecavüze uğramış gibi hissedersin kendini.

Melih Cevdet Anday...

"Bir misafirliğe gitsem
Bana temiz bir yatak yapsalar
Herşeyi, adımı bile unutup
Uyusam... "